#buradahavagüzel

Jamaika, Sahte Cennet

Gitmeye karar verdiğimiz günü dün gibi hatırlıyorum. Mart ayıydı ve çok heyecanlanmıştık. İnternette gördüğümüz turkuaz rengi denize, bembeyaz kumsallara, palmiye ağaçlarına gidecektik. Bob Marley’e ve benim için bir o kadar daha önemli olan Usain Bolt’a kavuşacaktım. Gittim, kavuştum ama yetmedi. Her şey hayal ettiğimden çokça eksikti.

Daha uçakta inişe geçerken, gördüğünüz yeşile ve maviye inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Hayatımda yeşilin bu kadar farklı ve canlı renkte tonlarını gördüğüm bir yer daha hatırlamıyorum. Havaalanından kalacağımız tatil köyüne gidene kadar bir yandan gördüğüm bitki örtüsünün muhteşemliğine vurulurken bir yandan da yol kenarında bir Hollywood filmi için inşa edilmiş gibi duran köhne evlerin, fakir yaşamların şaşkınlığı içinde kalmıştım.

Otele vardık ve macera başladı. Uçaktan iner inmez, ağırlaştırılmış yeni bir dünyaya ayak basıyorsunuz. İstanbul gibi büyük şehirlerde ve hep bir koşturmaca içinde yaşayan benim gibilere ilk günler bu ağırlık biraz tuhaf gelebilir. Herkes ve her şey inanılmaz ağır ilerliyor. Birkaç gün sonra bir mağazada gördüğüm tişörtün üstünde yazan “Just Do It Later” mottosu, insanların genel ruh haline dair fazlaca fikir veriyor. Sorduğunuz her soruya, istediğiniz herhangi bir şeye karşı kurulan cümleler hep ağır bir tonda söylenen “yeah man” ya da “no problem” ile başlıyor. Başta bu durum garip gelse de bir süre sonra kendinizi konuşurken farkında olmadan “yea man” derken buluyorsunuz, kendi kendinize gülmeye başlıyorsunuz.

montegobay beachFakirlik, Hırsızlık ve Tehlike

Tatilin ikinci gününden itibaren gezmeye başladık. İlk görmek istediğimiz yer Bob Marley Müzesi ya da eviydi. Biz doğduğu ve büyüdüğü evi tercih ettik. Bu arada özellikle belirtmem gerekiyor ki, ilk görüştüğünüz tur şirketi ile asla anlaşmayın. Tur ücretleri inanılmaz yüksek. Bob Marley’in evi için otelden iki buçuk saat yol gitmemiz gerekiyordu ve ilk görüştüğümüz şirket bunun için 150$ bütçe verdi. Yok artık deyip çıkarken, yetkili arkamızdan “130$ da olur,” diye bağırıyordu. Sonuç olarak biz bir tur şirketi ile kişi başı 120$’a hem Bob Marley’in evini hem de herkesin anlattığı, internette muhakkak görmelisiniz yazan Ocho Rios’taki Duns River şelalesini görmek üzere anlaştık. Jamaika’da unutmamanız gereken en önemli şeyin, her şey için pazarlık etmeniz gerektiği olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Çünkü halk fakir, çok fakir, tahmin edemeyeceğiniz kadar fakir. Ülkenin, sahte cennet olma kısmı ilk olarak bu noktada başlıyor. Bahsettiğim o köhne evlerin önündeki insanların hali insana kendini çok kötü hissettiriyor. Fakirlik öyle ki, hırsızlık almış başını gidiyor. Tatilde tanıştığımız ve ikinci kez Jamaika’ya gelen bir aileden Ocho Rios’un çok güzel olduğunu duyunca kendimiz taksiye atlayıp gitmek istedik. Ancak taksi şoförü bize “Grup şeklinde gideceksiniz değil mi?” diye sordu. “Hayır, biz ikimiz” deyince, gitmememizin daha iyi olacağını, o bölgenin biraz tehlikeli olabileceğini söyledi. Ocho Rios denilen yer koca bir şehir merkezi olunca, tehlikeli uyarısı bizi biraz şaşırttı ve ne yazık ki gitmemeye karar verdik.

mariunaçayıMarihuana Meselesi

Gelelim Bob Marley’in büyüdüğü köye Nine Mile… Montego Bay’den iki buçuk saatlik bir yolculukla vardık köye. Eski tip bir minibüs içinde son bir buçuk saati asfaltlanmamış bir yolda içimiz dışımıza çıka çıka vardık. Tatlı bir kadın rehberimiz vardı. Köye varınca inmeden önce açıkça “İlk önce marihuana almak isteyenleri iyi bir satıcıya götüreceğim. Gördüğünüz her yerden almayın” diye uyardı. Aslında marihuana satışı yasal değil ama Jamaikalılar “Polise yakalanmadığın sürece sorun yok.” diyorlar. Her taraf buram buram marihuana kokarken yasal olmama durumunu anlamakta zorlandım ama Jamaika ile ilgili marihuana içmenin yasal olduğuna dair genel kanının aksine böyle bir durum yok.

7miles“Bob Marley’inki Ölüm Sayılmaz”

Turistlerin birçoğu, marihuanasını aldıktan sonra hemen Bob Marley’in doğduğu ve büyüdüğü eve girdik. Açık olmak gerekirse Bob Marley’e ait daha fazla eşya ve fotoğraf görmeyi ümit ediyorduk ancak öyle olmadı. Basit bir oda, duvarda aldığı birkaç ödül görseli ve aile bireylerine ait birkaç fotoğraftan başka pek bir şey yoktu evde. Evin bazı yerlerinde özellikle de annesinin ve kendi mezarının olduğu bölgede fotoğraf çekimine izin vermiyorlar. Yaşadığı evin hemen aşağı kısmında büyükannesi ve büyükbabasının evi ve mezarı bulunuyor. Bu turda öğrendiğimize göre Jamaika’da, evinin bahçesi olan insanlar öldükten sonra kendi bahçelerine gömülüyormuş. Yol boyunca geçtiğimiz köylerde evlerin bahçelerinde gördüğüm tek tek mezar taşlarının sebebini böylece anlamış oldum. Bu gezide beni en çok etkileyen, evin içinde bize rehberlik ederken bir yandan marihuanasını çeken 30’lu yaşlarındaki adamın bir sözü oldu. Rehber Bob Marley’in 36 yaşında öldüğünü söyledikten sonra bir turistin “Ölmek için çok gençmiş,” sözü üzerine “O yaşadı, güzel yaşadı. O yaşadı ki, bugün sizler buradasınız. Bu ölüm sayılmaz.” cevabı oldu.. Doğru söyledi, sayılmazdı.

Bob Marley’in evinden çıkıp bir saat uzaklıktaki Duns River’a vardık. Evet ülkemizde de birçok benzeri olan şelalerden biri aslında. Tek farkı içinde yürümeye elverişli oluşu. Şelalenin denize bağlandığı noktadan tepesine kadar gruplar halinde bir rehber eşliğinde tırmanıyorsunuz. Özellikle kayan taşlara karşı özel bir ayakkabınız olması konusunda sizi uyarıyorlar ve o ayakkabı yoksa yürümenize asla izin vermiyorlar. Bu iki turdan sonra akşam otele döndüğümüzde pilimiz bitmişti.

rickscafe
Rick’s Cafe

Güneşin Batışını İzlemek İçin En İyi Yer

Gezimize bir gün ara verip ertesi gün Jamaika’nın en güzel kumsallarından biri olduğu söylenen Negril Beach’ten demir alıp dalış yapmak üzere katamaran gezisine çıktık. Jamaika’da geçirdiğim en güzel gün buydu diyebilirim. Önce o kumsalda bize verilen bir saatlik sürenin elverdiğince yürüdük. Sonra bizi almaya gelen katamarana binip yarım saatlik bir yolculuktan sonra dalış yapacağımız noktaya geldik. Denizaltı faunasının zenginliğini anlatmaya kelimeler yetmez. Birkaç saatlik bir dalıştan sonra bizi yine katamaran ile Jamaika’da güneşin batışını izlemek için en iyi yerlerden biri olduğu söylenen Rick’s Cafe’ye götürdüler. Şansımıza hava bulutlu ve kapalı olduğu için biz güneşin batışını izleyemedik.

Biz turları seçerken bir günde en az iki yer görebileceğimiz şekilde tercih ettik. Böylesi hem daha ucuza geliyor hem de biraz daha az yorgunluk oluyor.

negrilNe Yenir?

Son olarak biraz da yeme içme kısmından bahsetmek gerekirse, tropikal meyvelerin ve deniz ürünlerinin zenginliği dışında ne yazık ki yemekleri bana çok ağır geldi. Jamaika’ya gelenlerin büyük bir çoğunluğu Amerikalı olduğu için tatil köylerinde de onların yeme alışkanlıklarına uygun yemekler ağır basıyor. Bolca hamur, bolca kızartma, bolca şeker, bolca yapay görüntüde yiyecek doluydu her yer. Günlerce kahvaltıda yumurta ve meyve dışında hiçbir şey yiyemedim. Sağlıklı beslenme ile ilgili bir takıntınız yoksa sizin için sorun olmayabilir.

Sefalet ve Party?

Özetle Jamaika evet güzeldi, ama bu kadar fakir insanların olduğu, çevrenizi sardığı bir yerde tatil yapma fikri bana iyi gelmedi kabul etmeliyim. Katamarandan indiğimizde kumsalda bana ipten bir bilekliği 15$’a satmak için uğraşan ve “evde çocuklarım aç lütfen” diyen kadının acı dolu, çaresiz gözlerini unutmayacağım. Bu noktada pazarlık yapamıyorsunuz tabi. Yoksa 15$ denen bir şeyi 3$’a alma şansınız hep var. Elbette dünyanın birçok yerinde fakirlik, açlık, çaresizlik var ama Jamaika’da otelinizden çıktığınız anda kendinizi bunun tam içinde bulduğunuzda tatiliniz mutluluk ile vicdan azabı arasındaki bir psikolojide geçiyor. İşin acı tarafı, aslında ülke turizmden kazanıyor.

Bilmeniz gereken en önemli şeylerden biri, Türkler vizeye tabi değil ama her ülke vatandaşı gibi ülkeyi terk ederken 90$ ülkeden ayrılış parası alıyorlar sizden. Yani Türkiye’de vizeye vermediğiniz parayı, ülkeden ayrılırken veriyorsunuz zaten. Havaalanında kabaca bir hesap yapmıştım. Her gün ülkeden 1000 kişi ayrılsa bir ayda 2.700.000$ eder. Yine sistem, yine yanlış bir şeyler…

Neyse, her şeye rağmen kendinizi biraz daha iyi hissetmek istiyorsanız, her zaman eğlenmenin yolunu bulan Jamaikalıların söylediği “Anywhere there is a Jamaican, there is a party” sözüyle kendinizi rahatlatabilirsiniz. Ve tam da onların kafasına girmek istiyorsanız, denk getirebilirseniz eğer, seyahatinizi her yıl temmuz ayında gerçekleşen Reggae Festivali’ne denk getirin.

negrilkatamaranturu
Negril Katamaran Turu

En çok neyi sevdim?

  • 30 derece sıcaklıkta birden başlayan kısa ve güçlü yağmurları
  • Beef Patty denilen bizim çiğ böreğimiz benzeri kuş başı etli böreklerini
  • Bitki örtüsünün zenginliğini
  • Beyaz kumsalı

Neyi sevmedim?

  • Sığ denizini
  • Her et yemeğine koydukları meşhur jerk soslarını
  • Her yerde soluduğunuz ağır marihuana kokusunu
  • Sefaleti

 

*

Yazar: Kübra Çağlayan

 

 

0 comments on “Jamaika, Sahte Cennet

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: