#buradahavagüzel

Aşkın Rotası New York’tan Dominik’e!

Son anda gelen aşk

Bir buçuk senelik New York eğitimimin sonunda vizemin bitişiyle eve dönüşüme bir ay kala tanıştım sevdiğimle. Tylere, Nijeryalı bir baba ve İsveçli bir annenin Wisconsin’de doğan oğullarından biri. Benim gibi New York’a eğitim amaçlı gelmiş ve orada yaşamaya başlamıştı. Tanışmamız ve akabinde benim Türkiye’ye dönüşüm ikimiz içinde çok acılı ama bir o kadar da macera dolu bir hikayenin başlangıcı oldu. Lisansüstü bir programla tekrar New York’a dönme gibi bir planım olsa bile henüz netleşmemiş bir plan üzerine bir de aşık olma fikri hem heyecan verici hem de üzücüydü ikimiz için de. Dönüşümden bir buçuk ay sonra Tylere Türkiye’ye gelerek İstanbul’da beni ziyaret etti. Onun Orta Doğu kültürüyle ilk tanışmasıydı, sevdi de. Özellikle yemekler konusunda tekrar gelmek isteyecek kadar memnun kaldığını söyleyebilirim.

Bu harika bir hafta sonrasında onun New York’a dönmesiyle beni İstanbul’da büyük bir hüzün kaplamıştı. Bir buçuk yıl sonra ülkeme dönmüş olmanın şaşkınlığı, ait olduğum kültürün bu denli yabancılaşması, tekrar alışmaya çalışma durumları. Bir de üstüne sevdiceği uzak diyarlarda bırakmanın hüznü. Ayrı ülkelerde, ayrı saat dilimlerinde, çok farklı iki hayat yaşamaya başlamış olarak buluverdik kendimizi. Birkaç aylık zorlu özlem maratonundan sonra Mart ortası Tylere’ın okulunun on günlük ara tatilini değerlendirip bir yerlere kaçma fikri aklımızı fena halde kurcalamaya başlamıştı. Farklı ülke vatandaşları olduğumuzdan, ikimiz için de vizeye ihtiyaç duymayacağı bir ülke seçmek zorundaydık, zira kararsızlık ve erken adım atmadığımız için, vize sürecine zamanımızın yetmeyeceği açıktı. Aynı zamanda sıcak iklim bölgeleri, egzotik ruha sahip şehirler bizi inanılmaz cezbediyordu. Birkaç günlük araştırma sonucunda Costa Rica ve Dominik Cumhuriyeti arasında karar aşamasına geçmiştik. Costa Rica anlatılanlara göre çok güzel, yeşil, verimli topraklara sahip ve turizm anlamında çok gelişmiş bir ülke. Fakat Dominik Cumhuriyeti’ne göre daha pahalıydı. Dominik Cumhuriyeti hemen hemen aynı özelliklere sahip fakat daha uygun fiyatlı tatillere ev sahipliği yapabilecek bir ada. Sonunda finansal durumumuzu da göz önünde bulundurarak Dominik adasında turizmin en yoğun yaşandığı kıyı bölgesi Punta Cana’ya on günlük bir gezi planladık.

Processed with VSCO with g3 preset

Bilet alırken dikkat!

Seyahatimiz için her şey hızlıca hazırlanmaya başlamışken, bilet için baya kapsamlı bir araştırmaya giriştim. Öncelikle şunu söylemeliyim, siz siz olun, uluslar arası uçuşlarda iyice araştırma yapmadan online bilet satın almayın! Dominik Cumhuriyetine Türkiye’den direk uçuş yok! Condor Havayolları veya Avrupa havayollarının aktarmalı uçuşlarıyla Dominik Cumhuriyetine ulaşmak mümkün. Fakat asıl problemde burada başlıyor. Eğer gideceğiniz ülke size vize uygulamıyor, fakat o ülkeye giderken transit vizeye ihtiyacınız olan bir ülke (Almanya-Amerika-İngiltere ve sanıyorum birkaç Avrupa ülkesi daha) üzerinden uçuş yapıyorsanız, aktarma yaptığınız ülkeye ait transit vize yada Amerika veya İngiltere’den geçerli aktif vizenizin bulunması gerekiyor. Bu konuyu özellikle burada birebir yaşayan biri olarak açıklamak ve gidecek insanları bilgilendirmek istedim. Zira ben bilet araştırmamı yaparken, bu bilgilere net bir şekilde sahip kimseyle görüşme şansım olmadı. Çok fazla giden olmadığı için bilgi aktarımı da kolay olmuyor elbette. Asıl önemli olan konu ise, online bilet alımında sizi bu transit vize durumundan kimse haberdar etmiyor! Ancak aktarma yapacak olduğunuz havayollarını arayarak (Çoğu da tam olarak bilgi sahibi değiller) yetkili kişi ile görüşmenizde bu bilgilere erişebiliyorsunuz. Gelgelelim bu durumdan haberdar olmamla birlikte bilet alışım oldukça gecikti. Çoğunuza çılgınca geleceğini biliyorum biletimi ancak gitmeden bir gün önce alabildim.

2

Condor Havayolları ile Güney Amerika uçuşları genelde Frankfurt üzerinden. Dolayısıyla transit vizeye ve Amerika-İngiltere aktif vizesine sahip olmayan ben, bilet konusunda tam bir kaos yaşadım. En sonunda Air France Havayollarının Paris aktarmalı uçuşuyla Dominik Cumhuriyeti Punta Cana’ya biletimi ayırtmayı başardım. (Transit vize sorgulama aynı zamanda konsoloslukları arayarak da öğrenilebilir.) Benim için zaten heyecan dolu olan seyahatim, bilet karmaşasıyla daha da büyük bir maceraya dönüşmüştü. Bu arada söylemeliyim ki, transit vize ile aktarma yapabileceğiniz bir ülke (Almanya-Amerika-İngiltere) üzerinden yapılan uçuşlar, diğerlerine göre çok daha ucuz. Dolayısıyla seyahatinize erken karar verdiğiniz takdirde, transit vize işlemlerini halledip o ülkeler üzerinden çok daha ucuz biletler yakalayabilirsiniz.

Air France Havayolları ile Paris aktarmalı yaklaşık yirmi saatlik uçuşumun sonunda nihayet Punta Cana Uluslararası Havaalanı’na indim! Havaalanı, şimdiye kadar gördüğüm en ilginç havaalanlarından biriydi. Oldukça büyük fakat kapalı korunaklı bir yapı görüntüsündense, çatısı palmiyeler ve bitkilerle kaplı, egzotik, birkaç kulübenin bir araya gelişini andırıyor. Ülkenin tropikal doğasını daha girer girmez hissettiriyor yani. İner inmez Karayipler’de olduğunuzu anlamak için havaalanında şöyle bir etrafına bakmanız yeterli.

Processed with VSCO with g3 preset

Kristof Kolomb’un ayak bastığı ilk yer!

Dominik genelde sıcak ve nemli, ama oldukça da yağış alan bir ülke. Mart ayı olmasına rağmen hava çok bunaltıcıydı. O kadar uzun bir uçak yolculuğundan sonra kendimi ayrı bir gezegene gelmiş gibi hissediyordum elbette. Bu sırada Tylere, United Havayollarının dört saatlik direk uçuşçuyla New York’tan Punta Cana’ya inmişti. Neyse ki inişimden kısa süre sonra buluştuk ve Punta Cana’yı beraber keşfetmeye başladık!

Dominik, Karayipler’de tropikal iklime sahip, şirin mi şirin bir adanın doğu kısmında yer alıyor. Bu büyük adanın batısı Haiti’ye, doğusu Dominik Cumhuriyeti’ne ait. Dominik Cumhuriyeti aynı zamanda Kristof Kolomb’un 5 Aralık 1492 de Amerika’ya ilk ayak bastığı yer! Kolomb buraya “Hispaniola” adını vermiş ve ülkenin günümüzde de başkenti olan Santo Domingo, birkaç yıl içerisinde Amerikalıların ilk sömürge başkenti olmuş. Bu büyük adanın batısında yer alan Haiti, bir köle ülkesi ve yer yer hüzünlü bir tarihe sahip. Haiti, 1600 lerin ortalarından bu yana Fransız sömürgesi olarak, Afrika’dan getirilen köleler ile kurulmuş bir ülke. Dönemin semerkamışı tarlalarında çalıştırılmak üzere getirilmiş onca Afrikalı, 1700’lerde zengin bir koloniye dönüşmüş. Çeşitli çöküşlerle günümüze kadar gelmiş, anadili hala Fransızca. Bu sırada ülkenin doğusu (günümüz Dominik Cumhuriyeti) dönem dönem İspanya ve Amerika egemenliği altına girmiş, çeşitli diktatör ve sömürgelik yaşamış, buhran dönemlerinden geçerek bağımsızlık için savaşmış bir ülke. Günümüzde ana dil hala İspanyolca.

Processed with VSCO with g3 preset

İngilizce konuşurken birden İspanyolca’ya geçiyorlar

Gitmeden ülkenin geçmişine dair buhranlar ve bağımsızlık savaşlarını okuyup biraz bilgi sahibi olduğum için, halkı da doğru gözlemleme şansım oldu. Öncelikle söylemeliyim ki, ülkenin en büyük geçim kaynağı turizm olmasına rağmen, otellerde dahi sizinle İngilizce konuşan birini bulmak zor. Sanıyorum bu, ülkece bağımsızlık için sergilenen duruşun bir sonucu. Hemen herkes İngilizce anlayıp konuşabiliyor. Fakat İngilizce olan bir diyalogda size İspanyolca cevap veriyorlar. Bunu bilerek, isteyerek ve kendi bağımsızlıklarına atfetmenin gururu içerisinde yapıyorlar. Sanırım Dominik halkının gözümde değerini arttıran olaylardan ilki buydu. Bir iki diyalog sonra kendimizi İspanyolca konuşmaya çalışırken bulduk. Oldukça eğlenceli diyaloglar deneyimledik elbette. Dil konusundaki tutumlarına rağmen birbirimizi anlamada hiçbir problem yaşamadığımızı belirteyim. Halk arkadaş canlısı, çok eğlenceli, misafirperver, çok sıcak kanlı. Eğlence kültürü açısından Meksika’ya çok benziyor. Türkler için farklı ama keşfedilmeye değer çok yönlü bir kültüre sahip Dominik.

26

Denizin üstünde yürüyormuş hissi

Ülkenin doğusunda bulunan Punta Cana, turizmin en yoğun yaşandığı şehirlerden biri. Boylu boyunca uzanan sahili, upuzun palmiyeleri, masmavi denizi ve yemyeşil doğasıyla insanı büyülüyor. Hatta bu yüzden, bölge çok sayıda turist tarafından düğün organizasyonlarına da ev sahipliği yapıyor.

Punta Cana’daki ilk günlerimiz, çevreyi keşfetmek, insanları tanımak, doğayı öğrenmek ile geçti. Boylu boyunca sahillerde yürüdük ve muhteşem Karayip manzaralarına şahit olduk. Denizi çok temiz ve berrak, bazı bölgelerde alçak ve üzerinde yürüyormuşsunuz hissini yaşatıyor.

Denizden çıkar çıkmaz, gene upuzun palmiye ağaçlarının olduğu yemyeşil ormanlar karşılıyor sizi. Çoğu yerde yeşil doku öyle güzel korunmuş ki, yeşilin maviyle böylesine buluşması Karayipler’in neden bu kadar ünlü olduğunu açıklıyor size.

Sahilin ormanla buluştuğu bölgelerde birçok güzelliğe de şahit olmak mümkün. Biz bu büyüleyici güzellikteki at ile o sahillerden birinde karşılaştık. Doğa bazı bölgelerde öylesine el değmemiş ki, o egzotik iklimi iliklerinize kadar hissetmenizi mümkün kılıyor.

9

8Bir de Dominik’in Paella’sını deneyin

Gelelim yemek konusuna! Bizim gibi çok gelişmiş bir yemek kültürüne ve geçmişine sahip ülke vatandaşları için çok iç açıcı sayılmazdı durum. Şahsen yaz mevsimi deyince benim aklıma, soğuk zeytinyağlılar, yoğurtlu mezeler, çeşit çeşit salatalar geliyor. Yemek seçimlerimde 35 derece sıcaklıkta bu yönde oluyor elbette. Punta Cana’da iki otel deneyimimiz olmasına rağmen ikisinde de aradığım tarzda yemek bulamadım maalesef. Daha önce de Amerika’nın çeşitli şehirlerinde yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki, Kuzey ve Güney Amerika yemek konusunda pek geniş kitlelere hitap edemiyor. Dominik de yemek konusunda genelde Amerikalı turisti memnun etmeye yönelik adımlar atmış gördüğüm kadarıyla. Fast food, otellerde de oldukça yaygındı. Ben tercihimi her zaman olduğu gibi deniz ürünlerinden yana kullandım ki en azından bu konuda tatmin ediciler. Hatta Dominik’in meşhur yemeği ‘Paella’ deniz ürünlerinden oluşan soslu bir pilav. Kökeni çok eskilere dayanan bir İspanyol yemeği. İçerisinde kalamardan tutun da karidesinden balığına kadar her şey var. Benim de beğendiğim lezzetler arasındaydı.

 

 

Kahvaltıda Nachos!

Punta Cana’da Meksika mutfağı da oldukça yaygın. Amerikalıların Meksika yemeklerine düşkünlüğü herkes tarafından bilinir. Güney Amerika’da benim de yemekleri konusunda imrendiğim ülkelerden biri Meksika. Dominik de kültür ve köken yakınlığından ötürü Meksika esintileri fazlasıyla mevcut. Bu durum yemeklere de yansıdığı için, en azından şahane Meksika mutfağı tatlarından mahrum kalmıyorsunuz. Öyle ki otellerde sabah kahvaltıda dahi Nachos bulmak mümkün!

Aynı şekilde dünya mutfakları da seçenekler arasında Punta Cana’da. Şahsen gittiğimiz otel içerisinde bulunan İtalyan restoranını deneme şansımız oldu. İtalyan mutfağını sevmeyen yoktur sanırım. Fesleğen soslu Gnocci ve Lazanyasından oldukça memnun kalmıştık o akşam.

Yemeklerin yanı sıra kahvaltılar daha sınırlıydı. Otelde, genelde ‘Bacon-Eggs’ tarzı Amerikan kahvaltıları mevcuttu. Onun yanı sıra değişik egzotik meyvelerden de tatma şansımız oldu. Çok ünlü ve farklı bir kahvaltı kültürü yok. Genelde, yumurta, meyve, yulaf ve çeşitli şarküteri ürünleriyle sınırlı kalıyorlar.

Ülkenin kendine has meyvesi elbette ki Hindistan cevizi! Bütün ağaçlar Hindistan cevizi dolu, yerel içecekler Hindistan cevizi suyu ile tatlandırılıyor. Sahillerde Hindistan cevizi satılıyor, sizin için kırıp suyunu içebileceğiniz şekle getiriyorlar. Tadı oldukça güzel. Ağaçtan kopartıldığı şekliyle etrafında yeşil sert bir doku var. Türkiye’de satılan kahverengi sert kabuk, bu yeşil kısmın içi aslında.

Turistik 101

Gezimizin ortalarına doğru Dominik Cumhuriyeti’nde turist olmanın gerekliliklerini biz de yerine getirmek için ünlü bölgeleri araştırdık ve yollara düştük. Biz bu seyahatleri araç kiralayarak yapmaya karar vermiştik zaten fakat oldukça ucuz olduğunu görünce doğru bir karar verdiğimizi tekrar anladık.

Dominik’te turist akınına uğrayan Scape Park, bir doğal yaşam parkı. Muhteşem manzaralara sahip, kocaman bir hiking alanını yanınızda rehber ile ya da yalnız gezebilmeniz mümkün. Biz rehber ile birlikte kişi başı 60$ gibi bir fiyata gezmeyi tercih ettik. Şahit olduğumuz güzellikler bizi büyüledi desem yalan söylememiş olurum.

Scape Park, farklı aktivitelerle turistleri eğlendirmeyi hedefleyen bir park, dolayısıyla çeşitli mağaralar, yürüyüş alanları, gizli deniz bağlantıları, hayvanat bahçesi (ki hiç hoşlanmam) ile ilgi çekici bir çok alanı var. Ayrıca girişte o bölgede yapılabilecek hemen her aktivite için size broşür de veriyorlar. Seçerek katılabileceğiniz çok sayıda farklı spor da var. Zaten sahillerde de deniz sporları baya yaygın.

30

Dominik halkı çok fakir

Son olarak biraz yerli halktan bahsetmek istiyorum. Zira biz turistik yerlerde eğlenip gezip tozup mutluluk pozları dağıtsak da, içten içe yerlilerin hayatlarını merak ediyorduk. Nerelerde nasıl yaşıyorlar? Neyle geçimlerini sağlıyorlar? Bence seyahat etmenin en hoş yanlarından biri bu. Turist olarak size gösterilenlerin yanı sıra, o bölgenin gerçek halkı nasıl yaşıyor sorusunu birebir görerek yanıtlayabilirsiniz. Biz de bu konuda oldukça meraklıydık ve arabayla Dominik’in iç kasabalarına doğru yola koyulduk. Gördüklerimiz bizi baya şaşırtıp üzdü desem yanlış olmaz. Halk oldukça fakir. O muhteşem Karayip manzaralarının arkasında, çok zor yaşamların var olduğuna tanık olduk. Yerleşim yerleri genelde harabe. İnsanlar kulübe tarzı küçük gecekondularda yaşıyorlar. Gittiğimiz kasabada küçük bir büfede Meksika’nın ünlü böreği ‘Empanadas’ tatma şansı bulduk. 1 Espanadas sadece 25 CENT idi!

28Bizi ne kadar üzse de, bu insanların yaşamları inanılmaz ilgimizi çekti. Birçoğunu fotoğraflama şansımız oldu. Hatta Tylere şuan bu fotoğrafları New York’ta sergileyebilecek bir galeri arayışı içerisinde. O tatil cenneti, İnci gibi ada gözümüzde inanılmaz hüzünlü bir hale geldi. Turistler ülkenin doğal güzelliklerinden böylesine yararlanırken, yerliler yaşamlarını büyük bir yoksullukta geçiriyorlar. Başkent Santo Domingo şehir olarak daha gelişmiş. Fakat kıyı şeridinde yaşam daha kısıtlı yerliler için.

Bu koskoca 10 gün sonunda Dominik’te birçok yer görme şansımız oldu. Birçok deneyim yaşadık. Öncelikle benim ilk Karayip gezimdi. Gezi sonunda mutlu ve deneyim doluydum. Dolu dolu 10 gün, sevdiğimle uzak diyarları keşfetmenin hazzını yaşadım. Kelimenin tam anlamıyla ‘International Date’ oldu bizimki. Şimdilik ayrılığın hüzünü kaplamış olsa da ikimizi, gelecek seyahatleri şimdiden planlamaya başladık bile! Kim bilir, belki size yine bir yerlerden #buradahavagüzel deriz!

Şimdilik Hoşça kalın!

Biriz Özkan

1

 

 

 

0 comments on “Aşkın Rotası New York’tan Dominik’e!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: