Yerlisinden Duy

Batum’un Erkeği, Yavru Ceylanı, Kulak Burun Boğazcısı

Nerede kalmıştık? Hah! Batum yazın aşırı kalabalık. O yüzden artık yerlisi olarak biz de denize saat 16:00 gibi gidiyor ve sabaha kadar sahilde takılıyoruz. Çünkü sahil burada 24 saat. Genç yaşlı herkes, manitasını alıp sahilde vakit geçiriyor, herkes gönlünce birbirini öpüp kokluyor. Tam da Türkiye’de sevgilinin elini tutup yürürken esnaf dayağına maruz kalabilmenin aksine, burada insanlar öpüşen, oynaşan birilerini gördüklerinde rahatsız etmemek için uzaktan geçiyorlar. Sanırım ben hayattan bundan gayrı bir saygı beklemiyorum.

Gürcü erkekleri epey flörtöz insanlar. Ama yılışıklıkla arasındaki büyük çizginin gayet farkındalar. Taciz diye bir şey yok burada. Üzerinde sadece bikiniyle tek başına halk otobüsüne binip sahilin diğer ucuna gidebilirsin ve başına hiç bir şey gelmez. O denli. Bu kadar büyük bir rahatlık paha biçilemez sanırım.

Screen Shot 2017-06-18 at 18.08.51.png

Elbette her şey muhteşem değil. Bazen kışın ortasında sadece tırın biri doğalgaz bilmemnesine çarptığı için günlerce gazsız ve soğukta kalıyorsun. Ya da elektriksiz. O günlerde yazın plajdan topladığımız çalı çırpı ve stokladığımız bir kaç çuval odunu şömineye atıp ısınmaya çalışıyoruz. Ama başarabildiğimiz pek söylenemez. Zira şömine sadece kendini ısıtan bir şeymiş, onu anladık.

Screen Shot 2017-06-18 at 18.07.08.png

Hemen hemen kimsenin beslemediği sokak hayvanlarına mama verirken insanlar sana tuhaf tuhaf bakıyorlar. Hatta şehirdeki iki veterinerden birine ilk gittiğimde korkup geri çıkmıştım. İçerisi sanki 1920’lerden kalma bir film seti. Bizim Tiflis’teki bit pazarından antika diye aldığımız cam şırınga setinin aktif olarak kullanıldığını gördüm. Hatta tabi ki İngilizce bilmeyen adam, kedime içirmem gereken ilacı anlatırken ‘Şırıngayla içiriyorum değil mi?’ dediğimde, bana daha önce sanırım iki yüz elli kere kullanılmış bir tek kullanımlık enjektörü hediye etmeye çalıştı, üç adım geri kaçtım.

Screen Shot 2017-06-18 at 18.08.16.png

Sonra hayvanat bahçesinin veterinerini keşfettim. Kendisi Alexandr Alexandroviç adında genç, Belaruslu ve bir kelime bile İngilizce ve hatta Gürcüce bilmeyen bir hekim. Ben de Rusça sadece “davay”, “priviet”, “babuşka”, “paka paka” gibi kelimeler bildiğimden, Google translate aracılığıyla anlaşıyoruz. Ama gittiğimde hayvanat bahçesindeki bambi ceylanların yanına giriyorum arada. Yavru bir ceylanı öpmek, adeta bir miraç benim için. Mutluluktan ağladım saatlerce…

Screen Shot 2017-06-18 at 18.07.35.png

Evet burada ne doktorlar, ne eczacılar İngilizce bilmiyor. Şehirde İngilizce konuşabilen tek bir eczacı buldum, ciddi bir şey gerektiğinde ona gidiyorum. Bir kere kas gevşetici almak için arka sokaktaki eczaneye gittim; “muscle relaxer” diyorum anlamıyo, “muskuli” diyorum, “muskuliya” diyorum, Temel Reis hareketleri yapıp pazularımı gösteriyorum falan, yok. Yine Google translate sayesinde kurtuldum.

Screen Shot 2017-07-03 at 22.58.19.png

İlaçlar ayrı bir bela. Etken maddesini söyleyerek aldığın ilacın üzerinde bir tane bile Latin alfabesinden harf yok, ama boyum kadar prospektüsü var. Boyum da uzundur yani. Mecburen kutunun üzerine neydi, neye kullanıyordum dede gibi onları yazıyorum. O da ilacı kutuyla aldıysam tabi. Çünkü burada eczaneden ilaç istediğinde ‘Kaç tane?’ diye soruyorlar. Ekonomi yerlerde süründüğü ve ilaçlar pahalı olduğu için insanlar en önemli ilaçları bile taneyle satın alıyor. Ben düzenli kullandığım epilepsi ilacımı kutuyla istediğimde eczanede tam bir kutu olmayabiliyor bile. Yarım kutu var mesela. Bazen kendimi suçlu hissediyorum ellerindeki bütün ilacı aldığım için, ya benden sonra biri gelirse ve ellerinde olmadığı için ilacı alamazlarsa diye…

Screen Shot 2017-06-18 at 18.08.23.png

Bir kere kulağımın arkası kabardı, şehirdeki tek KBB’ci de eski bir devlet hastanesinde. Adam bana kulağımın arkasına sürüp sonra kafamı naylon poşete sararak uyumamı tarif ettiği bir sıvı verdi. “Poşete mi sarıcam?” dedim, “Evet,” dedi. Mavi ekran verdim tabi ister istemez. Yolda bir eczaneye girip eczacı teyzeye kulağımın arkasını gösterdim, ufak bir şişe propolis verdi. “Günde 4-5 kere sür” dedi. Sürdüm geçti. Ha bir de o doktorun verdiği ilacın kapağını açıp bir damla koluma sürdüm eve gelince merak edip. Sürerken parmağıma bulaştı, ojemi söktü meret. Asit midir nedir… Ayrıca bir de kafanı naylona sarıp uyumak ne ya?

Screen Shot 2017-07-03 at 22.56.02.png

Ama tüm bunları bir kenara bırakırsam, ki aslında çok da büyük problemler değil, alışıyorsun zamanla, Batum’u hiç bir şeye değişmem. Tabii hayat bu, kendimi yarın başka bir ülkeye yerleşirken bula da bilirim, ama şu anda ömrümün sonuna kadar burada yaşayabilirmişim gibi geliyor. Sağlık ocağına gidip ilaç yazdırmak için yarım saatte halk otobüsüyle Sarp sınırına gidip, sınırı geçip, Kemalpaşa denen minik kasabamızda ilaçlarımı alıp bir saatte eve dönebiliyorum. Evet gerçekten ilaçlarımı almak için Türkiye’ye geçip geri dönüyorum :)

Vuslat’la Sertaç’ın aksine çamaşır makinemiz var, ama üzerinde yazan her şey Rusça olduğu için programları anlamam iki-üç günümü aldı. O arada renkleri birbirine karışan, küçülüp kedime olabilecek hale gelen kazaklarım falan oldu. Ona da kısmet dedim :) Ama bulaşık makinemiz yok. Lüks burada bulaşık makinesi. Arada bulaşıklar birikiyor tabi ama, “Bulaşık başlayana kadar zordur” mottosuyla girişince altından kalkılıyor.

Screen Shot 2017-07-03 at 22.57.40.png

Burada evler eşyalı kiralanıyor. Bizim de evimizde hemen her şey vardı. Ama mesela ilk geldiğimizde çamaşır sepetimiz, makarna süzgecimiz falan olmadığı için (ki ben evdeki makarna süzgecini iğrenip attım, o yüzden) gidip “layloncudan” bir büyük elek/süzgeç arası bir şey aldım. Uzun zaman onunla hem makarna süzdük, hem sebze yıkadık, hem çamaşır astık. Hala da hayatına çamaşır sepeti olarak canavar gibi devam ediyor :D

Screen Shot 2017-07-03 at 22.58.57
“Kim ki birini sever, onun güzeli odur.” Gürcü Atasözü

Az eşyayla yaşayabilmek çok büyük bir özgürlük duygusu veriyor insana bir yandan da. Valizini alıp istediğin yere gidebileceğini bilmek paha biçilemez bir duygu. Kapını kilitlemeden oturabilmek, plajda macbook’u havlunun üzerinde bırakıp denize girebilmek ve geri geldiğinde hala yerinde olduğunu görmek büyük bir güven duygusu, tam da özlediğim şekilde.

Şimdi tabii kaçtım kurtuldum diye Türkiye’ye laf söylemek istemiyorum, hala neredeyse bütün ailem, çocukluğum, gençliğim orada. Ama ne yalan söyleyeyim, Gürcistan topraklarına geçince aldığım nefes ciğerlerimi dolduruyor. Keşke sevdiğim herkes burada olsa. Ve keşke evet, Türkiye daha yaşanılabilir bir yer olsa, herkes için…

Screen Shot 2017-07-03 at 22.55.35

Her neyse, anlatmaya devam edeceğim!

Screen Shot 2017-07-03 at 22.54.28.png

Ama hikayeyi en başından okumak isteyenler hemen şuraya geçebilir. :-)

0 comments on “Batum’un Erkeği, Yavru Ceylanı, Kulak Burun Boğazcısı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: