Toronto

Sevgili Toronto, Bu Kadar “Şeker” Olmak Zorunda Mısın?

Bazen, Hansel ve Gratel’in şekerden külubesinin dev bir şehre dönüştüğünü düşünüyorum, ismini Toronto koymuşlar. Peki, şekerin her türlüsünü her yerde, günün her saatinde bol kepçeden önüme çıkaran kötü cadıdan kurtulabilecek miyim?

Sağlıklı beslenmenin henüz moda olmadığı zamanlardan beri sağlıklı besleniyorum. Yaşımın tam yarısı kadar zaman, yediğime içtiğime dikkat etmekle geçti. Son senelerde şekeri (ve şekerli tüm yiyecekleri) neredeyse kökünden kesmiş, evine bile tuz almayan biri olarak Toronto’ya geldiğimden beri hem şokta, hem büyük sıkıntıdayım.

Çünkü burada her şey şekerli. Hayır, hayır, galiba burada her şey şeker.

Bazen tıpkı Hansel ve Gratel’deki gibi evlerin, hastanelerin, okulların, arabaların, hükümet binasının bile şekerden yapıldığını düşünüyorum. Ciddiyim. Marketlerde şekersiz bir şey bulmak, hele hele refah seviyesinin şehir merkezine oranla azaldığı semtlerde, imkansız.

Düşünün, dünyanın kendiliğinden en şekerli meyvesi olan hurmayı bile ekstra şekere, glukoz şurubuna boğup satıyorlar, kestaneyi de öyle. Marketlerde kapalı tüm kuruyemişler karamele bulanmış vaziyette, bademi badem gibi zor bulursun, illa şekerle zehirleyecekler. %100 portakal suyu diye elinize aldığınız şişenin arkasını bir okuyorsunuz, onun içine bile şeker katmışlar. Niçin? İnanın bilmiyorum, anlamıyorum. Ama, elime aldığım ambalajlı her yiyecek ve içeceğin arkasını tek tek okumak zorunda olduğumu biliyorum.

Çikolata, kurabiye, dondurma reyonları süpermarketlerin yarısını kaplıyor. Burada, bizde en son 90’lı yıllarda bulabileceğiniz Meybuz’lardan tutun da, solucan şeklindeki şekerlemeleri, dünyanın en zararlı ve devasa diğer şekerlerini, sokakta genç, yetişkin, yaşlı demeden herkesin elinde görebilirsiniz. Markette kocaman bir rafın sadece bonibon çeşitlerinden oluşması, şekerin korkunç zararlarını es geçiyorum, midemi bulandırıyor.

Bir çeşit Gotham City’de gibi hissediyorum kendimi, sanırım bu ülkeyi şeker yönetiyor. Hükümet binasının şekerden yapıldığını söylemiştim. Kanada’nın en büyük kahve zinciri olan ve “hiçbiryerinortasında” bile karşınıza çıkıverecek kadar yaygın olan Tim Horton’s’da bir “regular” kahve isteyin bakalım size ne veriyorlar? Evet, elinize şekerli kahveyi tutuşturuyorlar.

Toronto’da şişman insan zaten çok, ama obez insanların sayısı da, Bu kadar mı olur, dedirtecek kadar fazla. Çoluk çocuk, kadın, erkek herkes yağ içinde. İşin enteresan yanı, hiç rahatsız görünmüyorlar, dediğim gibi, hepsinin elinde her zaman şekerli dev bir içecek ya da şekerin kendisi var.

Geçen gün bir dans gösterisine gittik, dansçı çocukların yarısı şişman. Bizde ya da Avrupa’da sadece 1 kg. fark için bile ne hayatların karartıldığını düşünüp kendi kendime güldüm önce. Sonra üzüldüm ve sinirlendim, çünkü yapılan şeyin hiçbir doğru tarafı yok. Ne çocuk için, ne sanat dalı adına. Ve elbette, o sanatı en iyi şekilde icra etmeye çalışan diğerleri adına da.

“Hem hamburgerleri, şekerlemeleri götüreyim, hem balerin olayım” dünyasını nedense hoşgöremiyorum. Çünkü, bu hoşgörünün samimi olmadığını düşünüyorum. Bana kalırsa bu, obez insanları ve o zavallı obez çocukları görmezden gelmenin ve ne halleri varsa görsünler demenin üstü örtülü hali. Halbuki, adamın ya da kadının kocamaaan bir sağlık sorunu olduğunu çıplak gözlerimizle görüyor, biliyoruz. En kötüsü de, kendisi obez olan ebeveynin çocuğu da %99 aynı şekilde oluyor, çünkü evlerinde şekerden başka şey yen-mi-yor.

Velhasıl, çocuğuyla yetişkiniyle şeker bağımlısı olmuş bir toplumdan bahsediyorum size. Elbette şehrin gelir seviyesi yüksek yerlerinde kendine çok iyi bakan insanlar var, her gün, sabah akşam, yağmur çamur demeden koşan onlarca insan görüyorum. Söz konusu  muhitlerdeki marketlerde bu kadar şeker odaklı reyonları fazla göremezsiniz. (Neden acaba!?)

Her neyse, İstanbul’da yaşarken de acil durumlar için meyvemi, kuru yemişimi muhakkak çantamda taşıyan ben, şimdi Toronto’da çok daha dikkatliyim. Çünkü bilirsiniz, buradaki bakkallarda “Altınbaşak ve ayran” gibi muhteşem bir ikiliyi, hem de üç kuruşa, asla bulamazsınız. Lanet olsun! :-)

 

 

0 comments on “Sevgili Toronto, Bu Kadar “Şeker” Olmak Zorunda Mısın?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: