Toronto

Toronto’dan Mektubunuz Var!

En son bir arkadaşım, Toronto hakkında bana ilham verici bir şey söyler misin, dediğinde ona İstanbul’daki koca evimi kapatıp, satabildiğim her şeyi satıp, satamadıklarımı dağıttığımı ve buraya sadece iki bavulla geldiğimi söyledim.

Bazıları çok çabuk olduğunu söylese ve sansa da (gerçi gerçekten bir anda oldu) beni bilenler ruhumun ne beter bir kaçak olduğunu biliyor. Ne var ki, 13 saate yakın bir yolculuğun ardından Toronto’ya vardıktan günler sonra bile, kendisi hala yanıma teşrif edememişti. Böylece, jetlag’in turistik seyahatlerde başka, bir kıtadan başka bir kıtaya taşınırkense bambaşka bir şeye benzediğini öğrendim. Acılıydı.

İlk günler sabah 4:30-5:00’da cin gibi kalkıyorduk. Buranın saatiyle akşama doğru üstümüze öyle bir uyku çöküyordu ki, sokakta yürürken yerlere serilecek kadar. Türkiye’deki saatte kalakaldığımızı ve bunun asla değişmeyeceğini sanıyorduk. Sizin (Türkiye’deki sevdiklerimizin) uyuma vaktinde bizim de uykumuz geliyordu ve hatta siz uyudunuz diye biz, günün en güzel saatlerinde kendimizi yalnız hissetmeye başlıyorduk. Nihayet uykuya daldığımızda siz yavaştan kalkıp işlerinize doğru yola koyuluyordunuz. Bunu bilmek bizi rahatlatıyordu, çünkü bu bir nevi nöbet değişimiydi. Sonra bir hastalığı yener gibi “düzeldik” ve nihayet Kanada saatleriyle yaşamaya alıştık.

IMG_1891.JPGNisan ayının, dünyanın en ılık memleketlerinden birinden kalkıp Kuzey Amerika’ya gelmek için iyi bir zamanlama olduğunu düşünmüştük, ne büyük yanılmışız. Size öncelikle şunu söylemeliyim ki, şu an aylardan Haziran ve hala sabahları dışarı çıktığımda keşke beremi alsaydım diyorum. Hala üşüyorum, üşümekle kalmayıp rüzgar estiğinde kemiklerime kadar buz kesiyorum. Çünkü, buradaki soğuk hiçbir şeye benzemiyor. Bazen sıcacık gezerken bir anda çıkan rüzgar, emin olun ki direk buzullardan geliyor! Kanadalılara sorarsanız yaz çoktan gelmiş. Hmmm. Neyse, bu konuyu da ayrıca işleriz.

Öte yandan, sanırım Kanada sıcak bir memleket olsaydı, bütün dünya burada yaşardı. Şimdilik Toronto’yu biliyoruz, hala da öğrenmeye devam ediyoruz ama buralar bir başka. İletişim doğrudan ve net. Böyle olunca kimse kimseye öyle kolay kızmıyor, çünkü yalan dolan, kıvırma yok. İstemiyorsan, istemiyorsundur, seviyorsan da gider konuşursun J Şaka yapıyorum, toplumu oluşturan bireyler, belki de çoğu göçmen olduğundan, her şeye ve birbirlerine çok saygılılar. Şu “personal space” deyip durduğumuz şey burada bahsi bile edilmeyecek biçimlerde tastamam gerçek. Galiba buradakiler ikinci şansa ve ikinci baharlara inanıyor, kaybetmeyi de hiç istemiyorlar. Bu yüzden her sabah birbirimize, Günaydın, Nasılsın, ya da gün içinde her an, Ne var ne yok, demeyi ihmal etmiyoruz. Evet, biz de bu konuda hemen onlardan olduk, çünkü kendi memleketimizde en çok hasretini çektiğimiz şey buydu.

Sokaklarda kediler köpekler asla yok, çok özlüyorum! Ama sincaplar gırla, ayrıca yollarda karşıdan karşıya geçen rakunlar, keseli sıçanlar ya da kokarcalara rastlayabilirsiniz. Özellikle şehrin güzel bölgelerinde hemen herkesin bir köpeği var sanki. Öyle değişik köpekler gördüm ki, her seferinde ağzım açık kalıyor. Ama gidip sevemiyorum ya da öyle şak diye fotoğraflarını çekemiyorum, çünkü o bizde öyleydi, burada öyle bir şey pek yok. Neyse, bazen gene de gizlice fotoğraflarını çekiyorum işte!

Kanada için genç nüfus çok mühim. Ülke 150 yıllık ülke olmasına rağmen, kendisine hala “genç” diyen bir ülke. Bu mesajla devlet, insanlarına hala gelişmekte olduğunu ve ellerini taşın altına koymaya devam etmelerini söylüyor belki de. Beraber gelişeceğiz, beraber büyüyeceğiz anlamında bence güzel mesaj.

Bu yüzden çocuklara acayip bir saygı ve destek var. Toplu taşıma araçlarında çocuklu anne/babaya ya da çocuğun kendisine hemen yer veriliyor. Kocaman bir teyzenin kalkıp üç-beş yaşındaki bir çocuğa koltuğunu verdiğini gördüğüm ilk sefer çok şaşırmıştım.

Aynı zamanda yaşlılar ve engelliler burada toplumdan hiçbir şekilde ayrı düşmeden yaşamlarını sürdürüyorlar. Devlet, onların rahatı için her şeyi düşünmüş durumda, ilginç ve aslında çok basit araçlar tasarlamış, bunları ihtiyaç sahiplerine dağıtmış.

IMG_1415-1.JPGBir de homeless/evsizler meselesi var ki, hem görmek, hem görmezden gelmek anlamında bence alışması epey uzun sürüyor. Homeless olmak burada, toplumsal bir statü gibi, elbette toplumsal statü fakat burada başka bir anlamda. Tercih meselesi gibi bir şey. Evet, sen homeless olmayı seçebiliyorsun, devlet de sana para yardımında ve diğer temel ihtiyaçların için destekte bulunuyor. Sokaklarda evsiz kadınlar dolu, bizde olsa durumları ne olur demekten kendimi alıkoyamıyorum her seferinde. Hepsi toplu taşımada, sokaklarda, mağazalarda sizinle beraber geziniyorlar. Starbucks’ta gelip yanınıza oturuyorlar. Öyle elden ayaktan falan da düşmüş değiller. Ayrıca çoğunun rastalı, rengarenk saçları, yırtık kotları, spor ayakkabıları filan derken çok renkli, bohem ya da çılgın tarzları var. Bazıları da gerçekten deli. Yanınıza geldiklerinde asla göz teması kurmuyor, cevap vermiyorsunuz, sessizce gidiyorlar. Bence çok tuhaf! Çünkü bu insanlar burada, hem yaşamın içinde, hem de “görünmez” durumdalar. Varlar ama yok sayılıyorlar. Ama bir kafese tıkılmış da değiller, yaşayıp gidiyorlar.

Toronto dümdüz bir şehir, yürümeye doyum olmuyor. Burada adresler, bizdeki gibi “çeşmeden sola dön, köpeği geç-sağa dön” diye değil de, posta kodlarıyla düzenleniyor ve biliniyor. Google map ile asla yanılmadan gideceğiniz yere şıp diye ulaşırsınız.

Kaldırımlar mı? Şimdiye kadar gördüğüm en dar kaldırım, 2 metre genişliğinde olabilir. Bizimkiler gibi üst üste çıkma kaldırımlar yok, yolla aynı yükseklikte, alabildiğine geniş kaldırımlarda neredeyse kimseye değmeden yürüyoruz. Bisikletli kadınları, bisikletli çocukları, bisikletli CEO’ları, küçücük şortlarıyla günün her saatinde canlarının istediği her yerde koşan kadınları görmek öyle güzel ki. Her yerde ışıklar var. Neredeyse kimse ihlal etmiyor, araba geçmese de geçiş iznini bekliyorsun. Işıkların olmadıgı her yerde yayaların önceliği var, bisikletli, hatta kaykaylı bile durup senin geçmeni bekliyor.

IMG_1063.JPGToronto’da yemek hem pahalı, hem değil. Benim sevdiğim ve sürekli kullandığım kinoa, avokado, mango, kahve gibi pek çok şey çok ucuz. Ama, süt ve süt ürünleri çok pahalı. Bazı sebzeler çok ucuz, ama mesela sarımsak, taze nane, roka filan gibi bizde konusu olmayacak paralara satılan bazı yiyecekler, burada saçmasapan fiyatlarla satılıyor. Et konusundaysa vejeteryan olmak zorunda kaldığımızı söylemeliyim. Etleri bize göre çok ağır ve kokulu.

Kanada, bir nevi Amerika olduğu için olsa gerek, marketlerde küçük bir şey bulmanız imkansız. Her şey dev gibi. Bir tane sakız, minik bir kurabiye, 6’lı ped, küçük bir diş macunu filan bulmanız neredeyse imkansız. Belki upuzun ve kara geçen kışlar dolayısıyladır, ama bence çoğunlukla Amerikan geleneğinden kalma bir alışkanlık. Belki de bir yönetim şekli. Çok fazla obez insan var.

Bu arada bazı süpermarketlerin şarküteri bölümlerinde numara alarak sırayla alışveriş yapıyorsunuz. Bazen kasalarda da yanıp sönen numaralar ve Sıradaki! yöntemiyle ödeme alınıyor.

Konuyu, benim gibi kahvekolikler için Toronto’nun Roma’yı filan aratmadıgını mutlulukla söyleyerek kapatacağım. Kahve çok güzel ve tanrıya şükür, bizdekine oranla daha ucuz. Bu konuda ve burada geçen pek çok detayla ilgili ayrıca yazılar yazacağım, yazacağız.

Bu, şimdilik ilk mektubum olsun, beni, burayı merak edenlere de dilerim bol bol ilham olsun!

2 comments on “Toronto’dan Mektubunuz Var!

  1. Suzan Y Uyanik

    Merhaba Vuslat Hanim;gideceginizi haber verdiginizden beri takip ediyorum sizi. Biz 2 yildir yazlari gidiyoruz Toronto’ya.Bizim icin, TR sartlarinda cocuklarimiza ogretmeye cabaladigimiz ‘iyilik,hosgoru,duzgun insan olma..vb kavramlarinin karsilik buldugu bir yer Kanada. Bu yaz da gelebilmeyi iple cekiyoruz. Yazdiklariniz ne kadar guzel yansitmis oralari.Umarim bir kahve icerek sohbet etme firsati buluruz. Sevgilerimle

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: